29 Ocak 2013
Organların yenilenmesi...
Bilim adamları, vücuttaki organların yaşlanma sürecini aydınlattı. Göz ve beyin dışında kalan tüm organlar kendini yenileyebiliyor ve böylece vücudumuz hayat boyu 10 yaşın altında kalmayı başarabiliyor.
İngiltere’de yayınlanan Daily Mail gazetesinin haberine göre bu durumun nedeni, hücrelerin yenilenmesi yani eski hücrelerin yerini yeni hücrelerin alması olarak açıklanıyor.
Ancak bu “kalıcı gençlik” durumundan nasibini alamayan şanssız organlar da yok değil. Beyin, gözler ve sinir sistemi kendini yenileyemiyor.
Beyinde; koku alma ve öğrenme merkezleri haricindeki diğer hücreler, tıpkı tam anlamıyla oluşumunu tamamladıktan sonra yenilenemeyen sinir sistemi ve kornea haricinde yenilenemeyen gözler gibi, yaşlanmaya karşı direnemiyor.
KALP KENDİNİ 20 YILDA YENİLİYOR
Yıllarca kalbi oluşturan hücrelerin doğduktan sonra değişmediği sanıldı.
Ancak New York Üniversitesi’nden Dr. Piero Anversa tersini ispatlamayı başardı. Kalbin kendini yenilediğini belirten Anversa bunun en az 20 yıl aldığını kaydetti.
SAÇLAR KENDİSİNİ 3-6 YILDA YENİLİYOR
Yaklaşık 100 bin adet olan saçların her bir teli ayda 1.25 santimetre uzuyor.
Dolayısıyla saçların kaç yaşında olduğu da saçın uzunluğuna göre değişiyor.
MİDE DUVARI KENDİSİNİ 3-5 GÜNDE YENİLİYOR
Midedeki asit karşısında hücrelerin dirençli olmadığını belirten İsveç-Karolinska Enstitüsü’nden Jonas Frisen, hücrelerin 3 ila 5 gün arasında yenilendiğini vurguladı.
Ancak nikotin, hücrelerin yenilenmesini ağırlaştırıyor.
BAĞIRSAK KENDİSİNİ 2-5 GÜNDE YENİLİYOR
Midede olduğu gibi bağırsaklarda da hücrelerin zor şartlar altında olduğunu söyleyen İsveçli Dr. Frisen
bu hücrelerin hızla yenilendiklerini ve bu sürenin 2 ila 5 gün arasında değiştiğini ifade etti.
İSKELET SİSTEMİ KENDİSİNİ 10 YILDA YENİLİYOR
İskelet de vücudun sürekli kendini yenileyen bölümlerinden biri.
Kemiklerin 10 yılda bir tam anlamıyla kendini yenilediği tahmin ediliyor.
DİL KENDİSİNİ 10 GÜNDE YENİLİYOR
Tat moleküllerini sinirler yoluyla beyne ileten dilde bulunan 10 bin tomurcuğun her birinde 50 hücre bulunuyor.
Bu hücreler her 10 günde bir kendini yeniliyor.
KARACİĞER KENDİSİNİ 6 AYDA YENİLİYOR
Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolayan karaciğer vücudun en güçlü organlarından biri.
İngiltere Karaciğer Vakfı tarafından yapılan açıklamaya göre karaciğerin kendini yenileme süresi 6 ay.
AKCİĞER KENDİSİNİ 1 YILDA YENİLİYOR
Akciğerde hücreler farklı periyotlarda yenileniyor. Bu da havanın temizliğine, sigara içilip içilmemesine göre değişiyor.
Yenilenme süresi ise altı ayla bir yıl arasında…
GÖZLER YENİLENMİYOR
Gözler, kornea tabakası haricinde kendini yenileme özelliğine sahip değil. Zaman geçip yaş ilerledikçe gözleriniz de sizinle birlikte yaşlanıyor.
Aynı şekilde beyin hücreleri de kendini yenileyemiyor ve yaşlanıyor.
Hangi Saatlerde Hangi Organlarımız Yenileniyor?
Yaşam şeklimizi de bu saatlere göre düzenlediğimiz takdirde bu yenilenmeye katkıda bulunabilirsiniz. Örneğin akşam saat 11 de uyumazsak, saat 11 de kendini yenilemeye başlayan safra kesesi bu görevini yapamaz, ve ertesi günü yeterli performansta çalışamaz. Bununla birlikte göz altındaki torbalar ve şişkinlikler safra kesesinde çamur veya taş olduğunun bir belirtisi olabilir. Bunun için en az haftada 3 gece saat 11 de uyumamız gereklidir.
İşte organlar ve saatleri:
23 – 01 arası : Safra Kesesi
01 – 03 arası : Karaciğer
03 – 05 arası: Akciğer
05 – 07 arası : Kalın bağırsak
07 – 09 arası : Mide
09 – 11 arası : Dalak, Pankreas
11 -13 arası : Kalp
13 -15 arası : İnce bağırsak
15 -17 arası : Mesane
17 -19 arası : Böbrek
19 -21 arası : Kalp Kası
21 – 23 arası : Bedenin Isıtılması
Karar sizin elbette, ama yenilenmek lazım...
10 Ocak 2013
Kışı biraz baharatlandıralım!
Mutfağımda ocağın hemen yanında acı kırmızı biber, karabiber, kekik, nane, zerdeçal duruyor. Birkaç yıldır manzara bu! Nedenine gelince... Dünyada katıldığım konferanslarda hep Hindistan’da kanser oranlarının ne kadar düşük olduğu konuşuluyor ve nedenleri araştırılıyor. Özellikle de baharatlar üzerinde duruluyor. Biz Türkler, Hintliler kadar çok ve çeşitli baharat kullanmıyoruz. Ama yararlarını öğrenince sizin de benim gibi hayatınızı biraz daha baharatlandıracağınıza eminim.
Gelecek için ondan daha fazla umut vadeden baharat yok
ZERDEÇAL
Zerdeçal baharatların süperstarı. Santa Fe, New Mexico’daki Araştırma Enstitüsü’nün başındaki Dr. David Frawley’nin şu sözü zerdeçalın ne olduğunu açıklamaya yetiyor:
‘Tüm hastalıklara iyi gelecek tek baharat seçmem gerekseydi zerdeçalı seçerdim.’
Zerdeçal, Batı toplumlarına göre kronik hastalıklara çok daha az rastlanan Hindistan’da neredeyse tüm yemeklerde yerini alıyor. Zerdeçalı bol tüketen ülkelerde kanser oranları çok düşük.
* Zerdeçalın etken maddesi kurkumin adlı bileşik. Çok güçlü bir antioksidan olmasının ötesinde yangıyı önleyici etkisi var. Vücuttaki her organı koruyup güçlendiriyor.
* Çin ve Hindistan’ta iki bin yıldan fazladır tedavi amaçlı kullanılıyor.
* Hakkında yüzden fazla araştırma var; kanseri önlediği ortaya kondu.
* Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde kolon kanserini önlediği görüldü. İnsanlar üzerinde yapılan deneylerden de ilk sonuçlar elde edilmeye başlandı.
* Rahim ağzı kanserlerine neden olan HPV’yi ( Human papilloma virüs) öldürebildiği görüldü.
* Karabiber ve zerdeçalı birlikte kullanmak etkiyi artırıyor. Karabiberin içindeki piperine ile kurkumin birleşince toksinleri atmamızı sağlıyor.
* Sigara içenlerin diyetlerine kurkumin eklendiğinde idrarlarındaki sigaraya bağlı zehirli atık maddelerin azaldığı görülmüş.
* Farelere lahana, karnabahar gibi sebzelerde bulunan isotyosiyanat ile birlikte verildiğinde prostat kanserinin büyümesini engellediği görülmüş.
* Hindistan’da Alzheimer görülme oranı nüfusun yüzde 1’inden az. Nedeninin kurkumin olabileceği düşünülüyor.
* Kötü kolesterolü düşürüyor, iyi kolesterolü artırıyor.
* Karaciğeri temizleyen enzimleri artırıyor.
* ABD’deki dünyanın en önemli üniversitelerinden Tufts’da fazla kiloyu da engelleyebileceği gösterildi. İki grup fare yağdan zengin yiyeceklerle beslendi. İlk gruba kurkumin desteği verildi. 3 ay sonra kurkumin desteği alan grup daha az kilo aldı.
Ne kadar zerdeçal yemeli?
Hindistan’da 1 kişi günde ortalama 1 çay kaşığı zerdeçal yiyor. Bitkinin günde 16 grama kadar herhangi bir toksik etki yaratmadığı görülmüş. Emilimi artırmak için zeytinyağı ile birlikte yemelisiniz.
Kolesterolü düşürüyor KEKİK
Ülkemiz adeta kekik cenneti. Dünya kekik ihtiyacını bizden karşılıyor. Kekik hem baharat olarak et yemeklerinde vazgeçilmezimiz hem de çay olarak sevilerek tüketiliyor.
* Kekik yağının iki ana bileşeni var: Carvacrol ve thymol. Bu iki madde bakteri, virüs, mantar ve parazitlere karşı etkili.
* Kekik ekstresi alan grupla almayan karşılaştırıldığında alan grupta kötü kolesterolün azaldığı, kan akımının iyileştiği görülmüş.
* Türk araştırmacılar tüm baharatları teste tabi tuttuklarında kekik, kötü kolesterolün zarar verici etkilerini önlemede diğerlerini sollamış.
* Yiyecek zehirlenmesine yol açan birçok bakteriyi öldürüyor. Bu yüzden her tür eti kekiklemek doğru bir yöntem.
* Kekik yağı karaciğeri güçlendiriyor.
* Pamukçuğa iyi geliyor.
* Kadınlarda vajinal mantar enfeksiyonunu gidermeye yardımcı.
* Halk arasında sinirleri yatıştırdığına inanılıyor.
* Alzheimer tedavisi için de umut vadettiği düşünülüyor.
Bir zamanlar kralmış KARABİBER
Dünyada en iyi biberi üreten yer Hindistan’ın Malabar kıyısı. Bu yörede yetişen biber ‘piperine’den çok zengin.
* Karabiber bakteri üremesini engelliyor. Romalılar etlerini biberle korurmuş.
* Hintliler binlerce yıldır kabızlık, güneş yanığı, diş çürümesi, böcek sokması, kalp-akciğer hastalıkları, artrit için kullanmışlar.
* Amerika’da gastroenterologlar 1,5 gram biberin transit zamanını hızlandırdığını görmüş. (Transit zamanı; yiyeceğin sindirim sistemini terk etme süresi demek. Transit zamanı uzadıkça yiyecek bağırsak içinde gereğinden fazla kalıp, kabızlığa, hücre değişiklerine yol açabiliyor.)
* Piperine pankreasın sindirim enzimlerini salgılamasını hızlandırıyor.
* Kolon kanserine iyi gelebileceği düşünülüyor.
* Hindistan’da meme kanserli farelerde yapılan araştırmada yaşam süresini uzattığı saptanmış.
* Tayland’da yapılan bir araştırmada Alzheimer hastalığına iyi geldiği tespit edilmiş.
* Beynin daha iyi çalışmasını sağladığı belirlenmiş.
* Sigarayı bırakmada yardımcı. Sigara tiryakisi karabiber yağı içeren buharı solursa sigara içme isteği azalıyor.
* Tansiyonu düşürücü etkisi de bulunuyor.
Annemizin çorbası onsuz olmaz: Nane
Nane kokusu hangimize annemizin çorbasını hatırlatmıyor ki? ‘Ülkenizde en sevilen baharat ne?’ diye sorulsa aklıma ilk nane geliyor. Bakalım bizim sevgili nanemizde neler var?
* Spastik kolona (IBS) iyi geliyor. Çünkü sindirim kaslarını gevşetici özelliği var.
* Gaz ve şişkinliği gideriyor.
* İçerdiği mentol bileşiğiyle nefes almayı kolaylaştırıyor.
* Zihin açıcı özelliği var.
* Stresi azaltıyor.
* Nane yağı ise her yaşta diş çürüklerine iyi geliyor.
Dr. Yasemin Bradley
18 Mayıs 2012
Yolculuk nereye...
Havyar sever misiniz?
Ayıptır söylemesi, eskiden az da olsa yerdim.
Bizim evin arkasında tutulurdu dünyanın en kıymetli havyarını sunan balık, morina (mersin balığı). Karadeniz’de yaşayan mersin balıkları yumurtlamak için Kızılırmak’dan içeri girmeye çalışırlarken, yakalanırdı.
Dev balıklardı mübarekler.
Ben diyeyim 100 kg., siz deyin 200...
Vallahi avcı palavrası değil, 1.500 kiloluk morina var tarihte.
Kuyruğu bile Karadeniz illerini beslemeye yeterdi (bu biraz avcı işi oldu) Simsiyah, pırıl pırıl bir havyar çıkardı içinden.
Güzelce işlenip, kutulanır, doğru yurt dışına giderdi.
Geçen gün bir marketin balık reyonunda gördüm. Bilenler bilir, havyar (siyah) kutusu tipiktir. Baktım, Rusça ve kril harflerinin takliti ingilizce chaviar yazıyor kapakda. Bir de mersin balığı resmi. Altında da, “original product of Russia” yazmışlar.
Karadenizde mersin balıklarını bitirdik şükürler olsun. Ruslar, Azeriler ve İranlılar uyanıklık yaptılar, Hazar Denizi’nde balığı yakalayıp ameliyatla yumurtasını alıp, balığı geri bıraktılar.
Biz Türk usulu çalıştık, balığı da, yumurtayı da yedik. (Hatta yumurtlama erginliğine gelmemiş balıkları da yedik).
Kavanozdan gördüğüm kadarıyla siyah inci taneleri parlıyor, tıpkı havyar.
Satıcıya sordum,“bu mersin balığı havyarı mı?”,“evet abi” dedi.
“Neden ucuz?” “Rusya’dan geliyor abi, Hazar havyarı”.
Kavanozun altındaki etiketi de okumalı. Derin bilgiler var orada.
İçindekiler: okyanus balık bulyonu (uskumru); tuz, zeytin yağı; pektin E211, sodyum benzoat E202, Potasyum Sorbat, Doğal renk E153. Muhteşem, değil mi?
Sen uskumruyu al, parçala, minik toplar yap, siyaha boya, koruyucu kimyasallarla harmanla ve elaleme “doğala özdeş havyar” diye kakala. Satan adamın haberi yok.
Baktım markette zencefilli gazoz da var,
ithal etmiş büyüklerimiz, sağolsunlar. İçinde zencefil var mı? Yok. Aroması da, rengi de yapay. Ama kendisi doğala özdeş.
Bizim bir çiçekçi var, serada karanfil ve gül yetiştiriyor.
Satmadan önce üstlerine koku sıkıyor. Doğala özdeş gül!
Zavallı bülbül!
Kayseri’nin en ünlü mantıcısına götürdüler,
Kaşıkla diye bir yer. ‘Yer’ demek doğru değil, entegre tesis mübarek.Bir kapıdan 80 kilo giren, diğer kapıdan 100 kilo çıkıyor. “En iyi Kayseri mantısı burada”
Aldım iki kutu, eve getirdim koydum dondurucuya.
Bir ay sonra yemeğe kalktık, baktık mantı acılaşmış.
Niye ki? Et mi bozuldu?
Etin bozulması mümkün değil, çünkü et yerine soya kıyması kullanıyorlar, içinde et olan mantı neredeyse kalmadı.
Acılık içindeki azot gazından geliyor.
Raf ömrü uzasın diye paketlenme aşamasında azotu basmışlar mantıya. Doğala özdeş!
Bir bilgi daha: O, mantının raf ömrü uzasın diye içine konan azot gazı zamanla gıda zehirlemesine yol açıyor.
Bunların hepsi doğayla özdeş gazlar. Onlara “gıda gazı” diyorlar.
Azot gazı da, oksijen de istenmeyen durumlarda inert atmosfer oluşturarak gıdaların kısa sürede bozulmasını önlüyor.
Mesela, taze etlere de oksijen gazı veriyorlar ki, hep taze, kıpkırmızı görünsün raflarda. Yasal bunlar, girin internete “gıda gazı” diye yazın, görün neler yediğinizi.
Markete üzüm gelmiş. Kırmızı, iri, dipdiri şeyler.
Erik gibiler maşallah!
Nereden geliyor bunlar? Şili'den.
Şili mi? Evet!
Kaç gündür buradalar?
3-5 gün oldu.
Düşünün, Şili'nin bir köyünde topluyorlar bunları.
Uzun yolculuklar sonunda bizim kasabaya kadar geliyor.
Bir süre bizim manavda bekliyor. Alıyorsun eve getiriyorsun, evde de 3-5 gün daha, bana mısın demiyor. Hala kütür kütür.
İyi ama, nasıl? Şahane şeyler var, adına ilaç diyorlar.
Üzümlere verilen bu ilaçlardan birinin etiketindeki faydaları sayalım mesela:
Dane büyüklüğünü arttırır,
Dane ağrılığını arttırır,
Dane şeklini daha düzgün olarak değiştirir,
Tam olgunlaşmadan daneye parlak sarı yeşil rengini verir,
Dayanıklı ve dirençli kabuk sayesinde hasat ve hasat sonrası olabilecek yaralanmalar en aza iner, hastalıklara direnç katar,
Kullanım dozu yükseldiğinde sofralık üzümlerde hasadı geciktirir.
Raf ömrü uzar.
Nedir bu?
Sitokinin.
Büyüme hormonu.
Bakın şu şansa ki, sitokinin insanda da aynı işe yarıyor.
Sonra anneler şikayet ediyorlar “ee benim çocuk erken kıllanıyor!”
Bu dünya böyle hanım abla, sen üzümü alırken kıllanmazsan, çocuğun kıllanır.
Adana’da çiftçilerle çalışıyoruz.
Yaz güneşi altında soğutması olmayan tankerle süt topluyorlar mandıralara. Şöföre soruyorum “bozulmuyor mu bu sıcakta süt?”
“Abi, tankere iki bardak hidrojen peroksit döküyorum, akşama kadar bir şey olmuyor.”
Hidrojen peroksit dediği şey kadınların saçlarının rengini açmak için kullandıkları bir kimyasal. Çok kötü değil, sadece canlıları öldürüyor. Süte koyunca bütün bakteriler ölüyor, geriye bozulacak bir şey de kalmıyor. Doğala özdeş süt!
Bu anlattıklarımın hepsi yasal. Temel problem şu ki:
İnsan doğa ilişkisi değişti. İnsan yeni bir doğa kurgusu yaptı, kendini doğanın dışına aldı, doğayı alınır-satılır mal yaptı, sentetikleştirdi ve tüketime sundu.
Hal böyle olunca, insan kendinin doğal bir varlık olduğunu unuttu.
(beşer işte, unutacak elbet)
İnternetten pantalon, ayakkabı, peynir, arkadaş ve sevgili edinmeyi marifet bildi.
Optik kabloların sunduğu hayatı da hayat bildi.
insan artık bu Doğala özdeş!
Direnmek lazım.
Bakkalı, manavı, kasabı, süpermarkete karşı korumak lazım.
Semt pazarlarını kullanmak, pazarcı esnafıyla dostluk kurmak lazım.
Hijyen, reklam, ambalaj illizyonuna teslim olmamak lazım.
Bir de, son moda “doğal ürün – yöresel ürün pazarı” adıyla işin cılkını çıkartanlara karşı uyanık olmak lazım.
Ama en önemlisi,
Ara sıra doğaya çıkıp, derin derin nefes almak lazım.
Dilerim ki, Tanrı toprak ana ile gök babanın evladı olduğumuzu hatırlatmak için çok acı çektirmez.
Sunay Demircan
19 Nisan 2012
İşte sahte, sağlığa zararlı ve böcek boyası içeren o ürünler...
İşte üzerine titrediğiniz çocuklarınızın sağlığını ve yaşamını tehlikeye atan ürünlerin, firmaların resimleri ve isimleri, lütfen dikkat edin, yok Annesi de şoktaymış, yok çat kapı kek yemeye gelmiş, bu aldatmaca reklamlara kanmayın, o ekran maymunlarının dini imanı paradır... Buyurun 38 ürün...
ROTAHABER (ÖZEL) - Gıda sektöründe arka arkaya gelen olumsuz haberler tüketicilerinin güvenini zedelerken, günlük hayatta çok sık kullanılan ürünlerde sağlığa zararlı maddelerin bulunması tüketicilerin tedirginliğini arttırıyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı önce sahte bal üreten firmaları, ardından da insan sağlığına zararlı gıda maddesi üreten firma ve markaları açıkladı. Geçtiğimiz günlerde ise Starbucks'ın, çilekli Frappuccino içeceklerinde böcekten elde edilen boya maddesi olan karmini kullandığını kabul etmesiyle farklı gıda maddelerinde kullanılan Karmin yeniden tartışmaya açılmış oldu. Rotahaber, sahte bal başta olmak üzere insan sağlığına zararlı maddeleri ve böcek içren ürünleri tek tek açıklıyor. İşte o markalar ve ürünleri...
ROTAHABER (ÖZEL) - Gıda sektöründe arka arkaya gelen olumsuz haberler tüketicilerinin güvenini zedelerken, günlük hayatta çok sık kullanılan ürünlerde sağlığa zararlı maddelerin bulunması tüketicilerin tedirginliğini arttırıyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı önce sahte bal üreten firmaları, ardından da insan sağlığına zararlı gıda maddesi üreten firma ve markaları açıkladı. Geçtiğimiz günlerde ise Starbucks'ın, çilekli Frappuccino içeceklerinde böcekten elde edilen boya maddesi olan karmini kullandığını kabul etmesiyle farklı gıda maddelerinde kullanılan Karmin yeniden tartışmaya açılmış oldu. Rotahaber, sahte bal başta olmak üzere insan sağlığına zararlı maddeleri ve böcek içren ürünleri tek tek açıklıyor. İşte o markalar ve ürünleri...
4 Nisan 2012
Dikkat raflarda böcek var...
Dünyanın en büyük kahve şirketlerinden Starbucks’ın bazı ürünlerinde ‘cochineal’ adlı böcekten elde edilen ‘karmin’ isimli renklendirici kullanılması tepkiye yol açarken market raflarının aynı madde katılmış gıda ürünleriyle dolu olduğu ortaya çıktı. Bisküviden şekerlemelere kadar çok sayıda üründe kullanılan bu maddenin şimdilik bilinen tek zararı alerjik reaksiyonlara yol açması.
Gıda sektöründe böceklerden elde edilen renklendirici ve tatlandırıcı kullanılması tartışması Starbucks’ın ürünüyle birlikte yeniden alevlendi. Radikal, marketlerde satılan ve ‘karmin’ içeren ürünleri araştırdı. Market rafları bu maddenin katıldığı ürünlerle dolu ve tüketiciler aldıkları ürünlerde böcekten elde edilen renklendirici kullanıldığını bilmiyor.
Yılda yarım kilo!
Hollanda’da Wageningen Üniversitesi’nden Entomoloji Profesörü Marcel Dicke, geçen yıl yaptığı açıklamasında işlenmiş gıda tüketen herkesin bir miktar böcek yediğini de anlatıyor:
“Dünyanın herhangi bir yerinde işlenmiş besin maddesi tüketenler zaten böcek yemiş oluyorlar. Bunun miktarı da yılda yaklaşık 500 gram. Domates sosu, fıstık ezmesi ya da ekmek gibi işlenmiş tüm gıdalarda böcek var.”
Meyveli süt, yoğurt, bisküvi, dondurma, reçel, soslar, meyve suları, et ürünleri, şekerleme ve sakız gibi yüzlerce ürünün içerisinde yer alan karminin önünde yasal engel yok. Ancak dini açıdan sakıncalı sayılıyorlar. İlahiyatçı Prof. Dr. Faruk Beşer, birçok üründe renklendirici ve tatlandırıcı olarak kullanılan maddenin İslam’a göre doğrudan doğruya haram denilemeyeceğini belirterek “Hanefi kurallarına göre ‘mekruh’ yani hoş olmayan, olmaması gereken. Kullanmak sakıncalıdır” diyor.
Sağlık açısından şüpheli
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta ise bu tür maddelere şüpheyle yaklaşılması gerektiğini vurguluyor:
“Gıda ürünlerinde kullanılan bu tür çok madde var. Bunların güvenli olduklarından hiç emin değiliz. Çünkü bunlarla ilgili araştırmalar 40-50 yıl öncesine ve o zamanın teknolojisine dayanıyor. Güvenirliği günümüze göre çok düşük olan araştırmalar. Bu nedenle bu ürünlerin insan sağlığı üzerindeki etkileri ciddi şekilde yeniden araştırılmalı. Böceklerden elde edilen ürünler hayvansa araştırılmalı. Gıda ürünlerinde bu tip binlerce madde var. Hepsi için güvenli demek doğru değil. Şüphe edilenden uzak durmak gerek. Karmin yiyecek ve içeceğe sadece renk veriyor. Sağlığa bir faydası yok, kullanımı şüpheli. Bu tür ürünlerin sağlığa zararlı olup olmadığı araştırılmalı.”
‘Dozu, firmanın iyi niyetine bağlı’
Radikal, ‘karmin’i gıda teknolojisi uzmanlarına sordu.
Samim Saner Gıda Güvenirliği Derneği Başkanı “Karmin, Avrupa Birliği Gıda Güvenliği otoritesinin de onayladığı bir madde. Temel konu şu: Bu maddenin kullanıldığının beyan edilmesi gerekiyor. Firmaların bunu beyan etmemesi sıkıntı. Türk Gıda Kodeksi açısından kullanımının bir sıkıntısı yok. Bütün katkı maddeleri AB tarafından incelemeye alındı. Bunun raporu önümüzdeki yıllarda çıkacak. Şu an itibariyle ‘karmin’le ilgili negatif bir bilgi yok. O çalışma bitince ne olacağını bilmiyoruz. Ama şu an kullanımına izin veriliyor.”
Yrd. Doç. Dr. Filiz Aksu
İstanbul Aydın Üniversitesi Gıda Teknolojileri Uzmanı
“Karmin, ülkemizde kullanımına izin verilen bir katkı maddesi . İzin verilen dozlarda kullanılması durumunda sağlığa direkt etkisi yok. Duyarlı kişilerde alerjik reaksiyonlara yol açabiliyor. Ciddi üreticiler doz miktarını belirtiyor ancak doz aşımı olabilir. Bunu bilemiyorsunuz. Firmanın iyi niyetine bağlı. Ürünü daha renkli göstermek için katkı oranını arttırabiliyorlar. Sadece bunun için değil, birçok katkı maddesinde doz aşımı risklere yol açabilir. Ülkemizde karmin maddesinin kilogram düzeyinde 100 miligrama izin veriliyor.”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









































